06 Eylül 2008 Cumartesi

Rahim Kanseri

Rahim Kanseri

Rahim kanserine, rahimin iç yüzeyinde yani endometriumda başladığı için endometriyal kanser de denir. Amerikalı kadınlara musallat olan en yaygın kanser türüdür ve erken yakalandığında hemen her zaman tedavi edilebilir. Genellikle menopozdan sonra 50-70 yaşları arasında ortaya çıkar. Araştırmacılar kesin sebebini bilmiyorlarsa da menopozdan sonra alınan östrojen takviyesinin katkısı varmış gibi görünmektedir.
Belirtiler

- Menopozdan sonra vajina kanaması;

- Menopozdan önce ağır kanamalı adetler veya iki adet arasında kanama;

- Vajinadan pembe, sulu bir akıntı.

Şişmanlık endometriyal kansere zemin hazırlar. Hatta tedaviyi de (ameliyat ve ışın tedavisi) zorlaştırır.

Günümüzde, östrojen takviyesi yöntemi çok daha düşük dozda östrojeni, ayın belli bir kısmında projesteronla birlikte kullanarak uygulanmaktadır. Bu nedenle, uygun bir östrojen tedavisi görüyorsanız, bu sizin nüfusun geri kalan çoğunluğundan daha fazla kanser riskine sokmaz. Ancak menopoz belirtilerine karşı östrojen tek başına alınırsa kanamaya neden olabilir. Bu kanama endometriyal kanserin sebep olduğu bir kanamayla karıştırılırsa, teşhis gecikir.

Rahim kanserine yakalanma ihtimali yüksek olan kadınlar; hiç doğum yapmamış olanlar, 52 yaşında h~l~ adet görenler, kısırlık veya düzensiz adet problemleri olanlardır. Doğum kontrol hapı kullanan kadınların endometriyal kanser olma ihtimalleri azalır.

Teşhis

Rahim kanseri erken safhalarda belirti göstermez. PAP Smear testi, olayı vakaların yarısından daha azında yakalayabilir ve muayene sırasında da farkedilmez. İlk işaret vajinada kanamadır.

Belirtiler varsa, doktor endometriyal biopsi yapar. Doktor muayenehanesinde genellikle anesteziye gerek olmaksızın, rahimin iç yüzeyinden, analiz edilmek üzere küçük bir parça alır. Rahim kanseri varsa, biopsi çoğunlukla bunu tespit eder.

Daha kesin bir teşhis için kürtaj gereklidir. Doktor rahimin iç yüzeyini hafifçe kazıyarak analiz etmek üzere doku örnekleri alır. Bu işlem için herhangi bir şekilde anestezi gerekir ve bu genellikle hastanede, gece yatmadan, yapılır. Eğer kanser olduğu belirlenirse ve rahimden öteye yayıldığını düşündürecek bir neden yoksa, doktor birtakım testler yaparak başka tümörler olup olmadığını araştırır.

Genellikle yavaş ilerleyen ve teşhis edildiğinde hala yayılmamış olma ihtimali yüksek olan bir türdür. Bu da, yakalanan kadınların çoğunlukla tedavi edilebildiği anlamına gelir. Erken teşhis edildiğinde, en az 5 yıl kurtulma ihtimali % 88dir. Çevredeki dokulara yayıldığında bile bu oran % 75 dir. Nadiren tümörün hızla büyüyen öldürücü bir cins olması halinde, sonuç bu kadar iyi olmayabilir.

Tedavi - Ameliyat

Doktorların çoğu histerektomi (rahmin alınması), tavsiye ederler. Fallop tüplerinin ve yumurtalıkların da alınması gerekir, çünkü kanserin bu organlara da yayılma eğilimi vardır.

Radyasyon

Kanser rahmin ötesine de yayılmışsa, ameliyattan sonra radyasyon tedavisi yapılmalıdır. Bazen ameliyat yerine radyasyon kullanıldığı da olur. Bu, genel anestezi altındayken vajina veya rahime bir alet veya radyum yerleştirilerek yapılan derin bir radyoterapidir. Radyum vücudun içinde birkaç gün kalır ve bu süre içinde hastanede yatılması gerekir. Bazen de birkaç yöntem bir arada kullanılır.

İlaç

Eğer kanser vücudunuzun başka yerlerine metastaz yapmışsa (yayılmışsa), projesteron büyümeyi genellikle durdurur. Bu 2-3 yıl içindir, hatta bazen daha bile uzun olabilir. Başka antikanser ilaçlar da kullanılabilir.

04 Eylül 2008 Perşembe

Uterine Cancer





Uterine Cancer

Publisher: Informa HealthCare | Pages:320 | 2005-09-23 | ISBN:0824759516 |
PDF | 2.5 MB
[hide]
[/hide]



02 Eylül 2008 Salı

Karpal Tünel Sendromu

[img]

Ellerimiz vücudumuzu ve kişilik özelliklerimizi yansıtan en önemli organlardan bir tanesidir. Ellerimiz sağlığımıza dikkat edip etmediğimiz, mesleğimiz gibi pek çok özelliğimizi yansıtır. Peki, ellerinize yeteri kadar özen gösteriyor musunuz?

Ellerinizde ağrı ya da uyuşma varsa bu durumu hafife almamanızda fayda var. Çünkü el uyuşmaları, birçok hastalığın belirtisi olabilir. El uyuşmalarına sebep olan Karpal Tünel Sendromu hakkında Sema Hastanesi Beyin Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. İlhan Elmacı bilgi verdi.

Karpal Tünel Sendromu çok sık görülen bir sinir tuzaklanması olduğunu söyleyen Doç Dr. Elmacı el sinirlerinin el bileğinin iç yüzünde bağ dokusundan bir tünel olan Karpal Tünel içerisinde sıkışması sonucunda bu sendromun oluştuğunu ifade etti.

Kadınlarda erkeklere nazaran daha sık görülen Karpal Tünel Sendromuna aynı tür el hareketlerini sürekli olarak yapmak sebep olabiliyor. Sürekli bilgisayar kullananlar, marangozlar ve müzisyenler gibi meslek grupları risk altında.

Karpal Tünel Sendromuna yol açan sebepler;

* Tekrarlayan yorucu bilek hareketleri (örgü örmek, yazı yazmak, bulaşık yıkamak, bilgisayar kullanmak)

* Hamilelik

* B6 vitamin yetmezliği

* Diyaliz

* Doğuştan gelen yapısal farklılıklar

* Aşırı şişmanlık

* Büyüme hormonu fazlalığı

Hastaların özellikle elin ilk 3 parmağında ağrı, yanma, karıncalanma ve uyuşma hissi şikayetleri ile geldiğini söyleyen Doç Dr. Elmacı; şikayetler özellikle geceleri artış gösterir. Hasta uyandığında elini sallayarak veya ovarak rahatlamaya çalışır dedi.

Karpal Tünel Sendromunda Şikayetler

* El ve parmaklarda uyuşukluk ve karıncalanma (özellikle başparmak, yüzük parmağı ve işaret parmağı)

* Bilek, avuç içi ve kolda ağrı

* Uyuşukluk ve ağrının geceleri daha çok olması

* Ellerin kullanılması ile ağrının artması

* Cisimleri kavramada yetersizlik olması

* Başparmakta güçsüzlük olması

Karpal Tünel Sendromununun tedavisi ilaç ya da elin istirahati ile gerçekleşmiyorsa cerrahi müdahale gerekiyor.

Erkeklerde Kısırlık

Erkeklerde kısırlık
Doç.Dr. Selman LAÇİN

Çocuk olmaması şikayetiyle gelen bir çiftten istenecek tetkiklerin başında erkeğin sperm tahlili gelmektedir.

2-5 günlük bir cinsel perhizin sonunda istenen sperm tahlilinin neticesinde spermlerde sayı, hareket ve şekil bozukluğu saptanan durumlarda erkek problemi tanısı konarak detaylı değerlendirme ve buna göre hareket tarzı gereklidir.

Erkek kısırlığı, çok nadir bazı hallerde altta yatan ve hayatı tehdit eden ağır bir hastalığın örneğin testis tümörlerinin de ilk bulgusu olabilir. Bu nedenle belirgin düzeyde erkek kısırlığıyla karşılaşıldığında Ürolog (bevliyeci)muayenesi gerekir.

Yapılan araştırmalar sonucunda erkek kısırlığına neden olan en önemli nedenler, çocukluk çağında geçirilen tıp dilinde "kriptorşizm" denilen inmemiş testisler, üreme organlarındaki enfeksiyonlar ve ileri yaşlarda karşılaşılan 'varikosel'dir.

Erkek kısırlığına neden olan ve daha nadir görülen diğer sebepler ise; testis tümörleri, testislerde yaralanma, yüksek ateşli hastalıklar, üreme kanallarında tıkanıklık, geriye doğru boşalma, sinir sistemine ait nedenler, genetik bozukluklar, hormonal ve cinsel fonksiyon bozukluklarıdır.

Genetik sorunlardan kaynaklanan kısırlık vakalarında, tüp bebek uygulamaları sonucu elde edilecek çocuğun sağlığını etkileyecek genetik anomaliler de saptanabilir.

ERKEK KISIRLIĞINDA GENETİK İNCELEMENİN ÖNEMİ:

Son yıllarda genetik alanında ilerlemeler erkek kısırlığının nedenleri hakkında çok önemli bilgiler elde etmemizi sağlamıştır. Seks kromozomlarından Y kromozomu üzerindeki genlerdeki silinmeler vücut yapısı ve fonksiyonları normal olmasına rağmen testiste sperm yapımının azalması veya hiç sperm yapılmaması gibi duruma yol açmaktadır.

Aynı şekilde yine seks kromozomlarındaki sayı anomalileri örneğin en sık görülen 47 XXY Klinefelter sendromu gibi genetik hastalıkta da testis gelişimi yetersiz kalmış ve sperm yapımı azalmış olabilir.

Ayrıca testislerden sperm taşıyan kanalların doğuştan olmaması halinde testiste normal sperm üretimi olmasına rağmen çıkış imkanı olmadığı için menide sperm görülmez. Bu da genetik olarak Konjenital Bilateral Vas Deferens Agenezisi (CBAVD) denilen bir hastalığa bağlıdır.

Kısırlık sorunu olan erkeklerin bir kısmı, eksikliği saptanan hormonların yerine konması veya bazı ilaç tedavileri ile sperm üretimi arttırılarak tedavi edilebilir.

Sperm tahlilinde hiç sperm hücresine rastlanmayan (azoospermik) hastalar ise detaylı tetkikler ile değerlendirilerek testislerde gerçekten sperm üretimi olup olmadığı veya spermin geçtiği kanallarda tıkanıklık varlığı araştırılır.

Ayrıca toplumdaki erkeklerin %15inde rastlanan ve kısırlık tanısı ile müracaat eden erkeklerin ise %40ında saptanan varikosel (testis damarlarında genişleme, varisleşme), sperm üretimini bozan etkenlerden biridir. Varikosel, testislerde ısı artışı ve toplardamarlardaki kullanılmış kanın testise geri akımı sonrası testis içi mikro-dolaşımı etkileyerek sperm üretimini ve özellikle de hareket özelliklerini bozabilir.

Değişik derecelerde görülebilen varikoselin tanısı muayene ile ve çeşitli radyolojik tetkiklerle konulabilir.

Uzman bir kişinin muayenesi ile saptanmayan sadece doppler ultrasonografi ile gösterilen yani az düzeyde var olan varikosel ameliyatı yapmanın herhangi bir faydasının olmadığı gösterilmiştir.

Bazen ağrı sebebi de olabilen varikosel, genelde bir sağlık sorunu olmayıp sadece çocuk sahibi olmak isteyen erkeklerde saptandığı takdirde önem taşır. Ergenlik çağında başlayan varikosel testislerin gelişmesine de engel olabilir, bunun çok gecikmeden tedavisi gereklidir. Varikosel, sperm üretimine olan etkisini yıllar içerisinde gösterebilir.

Varikosel mikrocerahi yöntemler kullanılarak, tedavi edilebilen; en sık rastlanan erkek infertilitesi sebebidir. Tanısı doğru olarak konulan ve mikrocerrahi yöntemlerin başarılı uygulaması ile tedavi edilen varikosel vakalarında spermiogram değerlerinde % 60-70 oranında düzelme sağlanır. Ancak spermlerdeki bu düzelmenin gebelik oranlarını ne derece düzelttiği konusunda çelişkili araştırmalar vardır.

Genellikle varikosel operasyonunu takiben 6 ay içersinde spermiyogram sonuçlarındaki düzelmeye rağmen gebe kalmayan olguların mutlaka rahimiçi aşılama (IUI) veya tüp bebek –mikroenjeksiyon- uygulamalarına geçmeleri gereklidir.

Aşırı olmayan hafif düzeydeki sperm bozukluklarında sperm yıkama işlemi ve aşılama ile gebelik elde etmek mümkündür. Gerekli görülürse Ürolog (Bevliye Uzmanı) görüşü alınır. Ağır düzeydeki sperm bozukluklarında ise aşılama ile fayda sağlanamaz ve tüp bebek-mikroenjeksiyon tedavisi uygulanması gerekir.

Verilen sperm örneğinde hiç sperm olmaması durumunda ve bunun denedi olarak da tıkanıklık saptanmadıysa yani sperm üretim azlığı söz konusuysa o zaman testislerden (erkeğin yumurtalıklarından) alınacak parçalardan elde edilecek spermler ile (TESE) tüp bebek tedavisi yapılması gereklidir.

Erkek kısırlığında doğal olarak en çok sorulan soru buna neyin sebep olduğudur.

Ancak ne yazık ki spermlerin sayı, hareket ve şekil bozukluklarının saptandığı olguların pek çoğunda ne hikayede ne de muayenede belirgin bir sebep ortaya koymak mümkün olmaz.

Buna sebebi belirsiz erkek kısırlığı adı verilmektedir. Yapılacak işlemler ise yine aynıdır, yani belli bir oranda sperm varsa aşılama eğer yoksa tüp bebek daha doğrusu mikroenjeksiyon tedavisi...

Doğum sonrası dönem ve korunma yöntemleri

Doğum sonrası dönem ve korunma yöntemleri
Op.Dr. İlker GÜNYELİ

Normal veya sezaryen ile doğum yapmış yada gebeliğinin sonuna gelmiş bayanlarda önemli bir sorun ve meraktır doğumdan sonra neyle korunacağız düşüncesi... Bu amaçla , puerperiumda, lohusaların neyle ve nasıl korunmaları gerektiğinin bilgisini vermeye çalışacağız bu makalede...

Öncelikle bilinmesi gereken şudur ki; yeni doğum yapmış annelerin postpartum ilk 6 haftasına lohusalık(puerperium) adı verilir. Halk arasında söylenen "lohusanın bir ayağı mezardadır" tabiri çok da yanlış sayılmaz aslında. gerçekten gebelik boyunca bütün rezervlerini, gücünü, kanını, besin maddelerini, kalsiyumunu vs bebeği için harcamıştır anne. Bu nedenle hem gebelik sırasında hem de erken postpartum dönemde anne; fiziksel ve mental olarak desteklenmelidir. zira doğum sonrası hüznü ve depresyonu denilen psikolojik problemler de lohusayı bekleyen önemli sorunlardır. bu bağlamda, sağlığın tanımını hatırlarsak: "kişinin yalnız bedenen değil ruhen de tam iyilik halidir" sağlık...
Bu nedenle özellikle eşi ve yakın çevresi açısından çok zor geçmiş bir gebelik süreci ve zor geçecek bebek büyütme dönemi,uykusuzluklar ile anemi durumlarına bağlı gelişen halsizlik ,yorgunluklar hep üstüste eklenecektir. yani, destek, ileri derecede önem arzedecektir bu dönemde.

Laktasyon döneminde diyetisyenler normalden çok daha fazla kalori ilave etmektedirler lohusaların diyetine. çünkü, anne karnında iken, göbek kordonundan alınan besinler, şimdi de süt yoluyla anneden çekilmekte ve anne zayıf düşürülmektedir. dolayısıyla replasman yani yerine koyma da had safhada olmalıdır.

Korunma yöntemlerine gelince; erken postpartum dönemde "löşi" denilen lohusa akıntıları, bir süre devam eder ve eş zamanlı olarak rahim kendisini toplamaya ve eski haline gelmeye çalışır. literatürde postpartum ilk 1,5 aydan önce emziren annelerde gebeliğe rastlanılmamıştır. ancak bu dönemden sonra, anneye ve bebeğe zararı olmayan yöntemlerle mutlaka korunmaya başlanmalıdır.. halk arasındaki yaygın kanı olan "süt korur" mantığına uyulması, beraberinde bir çok gereksiz kürtaj getirmektedir.

Bu amaçla 2. aydan sonra ria(spiral) uygun bir yöntemdir.(hormonlu yada bakır ) spiralin, ya doğumdan hemen sonra ya da 2. aydan sonra takılması önerilmektedir. hormon salgılamayan mekanik bir yöntem olması nedeniyle tercih edilebilecek bir yöntemdir ria. diğer bir yöntem ise 150 mg medroksi progesteron asetat( depo provera) içeren 3 aylık iğne yöntemidir. sadece gebelik hormonu içermesi nedeniyle emziren annelerde güvenle kullanılabilen koruyuculuğu oldukça fazla olan etkin bir yöntemdir. ard arda 3-4 sefer yapıldığında , ilaç kesilse bile 9 aya kadar gebeliğe engel olabilmektedir. diğer metodlar olarak ,bariyer metodlar( vajinal spermisidler, servikal(bayan kondomu) kondom,erkek kondomu,jel, köpükler) ve implanon adı verilen sol kola takılan progesteronlu implant sistemi de lohusa da kontraseptif amaçlı kullanılabilir. eğer hasta fertilitesini tamamlamış yada artık çocuk istemiyor ise sezaryen doğumla birlikte yada normal doğumdan sonra,henüz hastaneden çıkmadan (açık ameliyat, minilaparotomi yada laparoskopi ile) tüplerini bağlatmayı düşünebilir(tüp ligasyonu)

Doğum kontrol hapları ve aylık iğne(mesigyna) gibi östrojen içeren uygulamalar anne sütünden bebeğe geçmesi nedeniyle erken postpartum dönemde uygun değildir ve seçilmemelidir.

Cinsel ilişkiye girememe hastalığı (CİG) nedir ?

Cinsel ilişkiye girememe hastalığı (CİG) nedir ?
Dr. A.Cem KEÇE

-Evlilikleri bitiren kasılma: Vajinismus 
-Sağdıçlık kurumunun içini boşalttık
-İlk gece halka yanlış anlatılıyor
-Sağdıçlık kurumunun yerine yeni ve modern kurumlar tahsis etmek zorundayız
-Vajinismus tedavi kitabı: Vajinismus'un Üstesinden Gelmek 
-Bir başvuru kitabı: "Cinselliğin Dayanılmaz Ağırlığı"
-CİSED'in adres ve telefonları
 
Evliliklerin arttığı yaz aylarında, cinsel ilişkiye girememe hastalığı (CİG) hakkında Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği-CİSED bir basın açıklaması yaptı. Bilgi ve iletişim çağını yaşadığımız bu zamanda hala böyle bir hastalık var mı, demeyin. İlk gece başlayan ve çiftlerin hayatını bir kabusa çeviren CİG hastalığı oldukça yaygın görülen bir hastalık. İlk gece yaşayacaklarıyla ilgili abartılı korkuları ve beklentileri olan çiftler ile sağdıçlık kurumu arasındaki bağı anlatan basın açıklamasından çarpıcı başlıklar:
 
Cinsel ilişkiye girememe hastalığı (CİG) nedir?
 
Cinsel ilişkiye girmede zorlanan çiftlerin her geçen gün arttığına dikkat çeken CİSED Başkanı Cinsel Terapist Dr. Cem Keçe; "Cinsel ilişkiye girememe hastalığı yani CİG yeni evli çiftlerde sık rastlanan sorunlardan biridir. Evliliğin ilk günlerinde cinsel birleşmeyi başaramama olarak tanımlanan CİG hastalığının temelinde genellikle abartılı ve yanlış beklentiler, başaramama korkusu (performans anksiyetesi), cinsel bilgisizlik, cinsel mitler, tecrübesizlik, yanlış örf ve adetler yatmaktadır. CİG erkeklerde görülürse adına bağlanma (penisin sertliğini sağlayamama ve ilişkiye girmeyi imkansız kılan ileri derecede erken boşalma), kadınlarda görülürse adına vajinismus (cinsel ilişkiye girmekten korkma), çiftin bilgisizliğine ve tecrübesizliğine bağlı ise ilk gece sendromu denir. Kapıda kanlı çarşaf bekleyen aile büyüklerinin yarattığı baskı çifti sınavdaki gibi başaramama kaygısına sokmaktadır." dedi.
 
Evlilikleri bitiren kasılma: Vajinismus
 
Vajinismusun genellikle kadınların bilinçdışına yerleştirdikleri ilk gece korkusunun bir mahsulü olduğuna dikkat çeken CİSED Başkanı Cinsel Terapist Dr. Cem Keçe; "Yeni evli çiftlerde en sık rastlanan sorunlardan biri, evliliğin ilk günlerinde cinsel birleşmeyi başaramamadır. Kadınlarda cinsel ilişkiye müsaade etmeyecek kadar yineleyici ve sürekli olarak vajina kaslarında ve tüm vücutta istem dışı kasılma ve cinsel ilişkiyi ret etmeyle giden vajinismus hastalığı; sadece kadın cinselliğini etkilemekle kalmayıp, evliliği de temelden sarsmaktadır. Yani ülkemizde her 10 kadından birinde görülen vajinismus; zamanla hayatın günlük koşuşturmaları arasında git gide daha az konuşulur, daha az paylaşılır bir hale geldiği için, hem kadını ve evlilik ilişkisini yıpratarak evlilikleri bitirir, hem de çiftin toplumdaki görevlerini aksatmalarına yol açarak toplum sağlığını da olumsuz etkiler." dedi.
 
Sağdıçlık kurumunun içini boşalttık
 
Ülkemizde sağdıçlık kurumunun yavaş yavaş ortadan katlığını söyleyen CİSED Başkanı Cinsel Terapist Dr. Cem Keçe; "Sağdıçlık kurumunun içini boşalttığımızdan beri; CİG hastalığından şikayetçi olan çiftlerin sayısında hızlı bir artış söz konusudur. Bu çiftler ön sevişmeyi çok iyi başarsalar bile, tam bir cinsel birleşme gerçekleştiremezler." dedi.
 
İlk gece halka yanlış anlatılıyor
 
Kızlık zarının ve ilk gecenin, halka yanlış anlatılan ve insanları yanlış beklentilere itilen bir konu haline getirildiğini vurgulayan CİSED Başkanı Cinsel Terapist Dr. Cem Keçe; "CİSED olarak yaptığımız çalışmalarda kızlık zarının, yırtılmayacağına, delinmeyeceğine, patlamayacağına, kanamayacağına, açılırken ağrı yapmayacağına  veya acımayacağına dair bir beklenti oluşturduğumuzda bunun gerçekleştiğine tanık olduk. Toplum olarak bizler kızlık zarının kanayacağına inandığımız ve kendimizi kan görmeye şartlandırıldığımız için bu gerçekleşiyor. Gerçekte ilk gece normal bir kızlık zarı, normal şartlar altında delinmez, patlamaz, yırtılmaz, ilişkide ağrı ve acı yapmaz. Sadece hafif bir açılma olur, buda çift tarafından hissedilmez." diye konuştu. Dr. Keçe, özellikle genç kızların kabusu haline gelen ilk gecede çiftlerin ve ailelerinin kızlık zarının kanamasını beklemesinin gelin ve damat üzerinde korkunç bir baskı meydana getirdiğinin altını çizdi. Bu gerginliğe birde düğün öncesi ve sonrası gerilimlerinde eklenmesiyle çiftin gerdek odasına oldukça gergin bir halde girdiğini anlatan Dr. Keçe, bu psikolojik baskı ortamı içerisinde ideal cinsel ilişki şartlarının oluşmadığını ve bunun sonucunda da geline büyük acılar yaşatan kanamaların ortaya çıkabileceğine dikkat çekti. CİSED Başkanı Cinsel Terapist Dr. Cem Keçe; şöyle devam etti: "Evlenmeden önce gelin ve damadın gerginlikleri yavaş yavaş artmaya başlar. Senin annem şunu istedi, benim babam şöyle dedi, takılar, hangi evde oturulacağı gibi tartışmalar gelin ve damadı gerginleştirir. Bu gerginlik düğün gününe sirayet eder. Düğün günü herkes normal giyinmişken gelin ve damat farklı kıyafetler içindedir. Herkesin gözü gelin ve damadın üzerindedir. Normal hayatta bile her zaman yaptığımız işi yaparken bütün insanlar bize baksa tedirgin oluruz. Düğünlerde, kavga gibi olay çıkarmak bizim millet olarak en kötü alışkanlıklarımızdandır. Bu gerginlikler arasında gelin ve damat gerdeğe girer. Bu kez yatak odasına girdikleri andan itibaren farklı bir gerilim başlar. Kapıda kan görme beklentisiyle nöbet tutanlar vardır. Kız tarafı kızının sağlam olup olmadığını kontrol etmek için bekler, çünkü bu namus meselesi olarak algılanır. Erkek tarafı da oğlunun bu işi yapıp yapmadığını görmek için kapıda bekler, yanlış bir şekilde kan damadın erkekliğin ispatıdır. Dışarıdaki bu gerginlik içeriye yansır. İçeride ise cinsel bilgi almamış, sağdıçlık kurumun ortadan kaldırıldığı bir ülkede ne yapacağını bilemeyen çift iyice gerilmiştir. Erkek hep şunu düşünür, 'ya sertleşmezse', 'ya ben vajina içine girmeden inerse' diye. Bu erkeklerin en büyük ve dayanılmaz korkularından biridir. Erkeğin bütün düşünceleri penisindedir. O an karısının duygularını veya endişelerini anlayacak durumda değildir. Çünkü dışarıda bekleyenlere karşı kendini ispat etmek zorunda hisseder. Bu nedenle erkek, karısı tam olarak hazırlanmadan, onun duygularını okşamadan, uzun bir ön sevişme yapmadan direkt ilişkiye girer. Bu arada erkeğin kafasında, 'biraz sonra sevdiğim kadının canı yanacak, kan gelecek' düşüncesi de vardır. Hiç bir erkek sevdiği kadına bunu yaparken rahat olamaz. Kadın ise biraz sonra bir şeyler yaşayacak ve bunun sonucunda bir tarafı yırtılacak, delinecek, kanayacak, canı yanacak diye korkar. Çok ilginçtir gelin bir taraftan da 'ya kanamazsa' diye endişelenir. Çünkü kan olmadığı zaman da en iyi ihtimalle doktora götürülecek, aşağılanacak, dövülecek, belki töre gereği öldürülecektir. Kadının durumuna bakar mısınız? Kanasa bir dert, kanamasa ayrı bir dert. Bu şartlarda kadının, kendini rahat bırakmasını, haz almasını, yeterince ıslanmasını bekleyebilir miyiz? Tabi ki hayır. Kadın kendini ne kadar kasarsa, ne kadar çok kuruluğu olursa, erkek ne kadar çok acele ederse, kanama, ağrı ve acı o kadar artar. Ve sanki bu kadermiş gibi algılandığında da toplumsal bir beklenti haline gelir. Bu yanlış beklentilerden çifti koruyacak bilgiler sağdıçlar tarafından eskiden verilirdi, şimdi bilgisizce ilk gece yaşanmaktadır, bu da cinsel sorunlara yol açmaktadır." dedi.
 
Sağdıçlık kurumunun yerine yeni ve modern kurumlar tahsis etmek zorundayız
 
İlk gece rahat ve huzurlu olan, yeterli ön sevişme yapan, kasılma ve gerginlik yaşamadan birlikte olan çiftlerin de nadir olarak var olduğunun altını çizen CİSED Başkanı Cinsel Terapist Dr. Cem Keçe; "Bazı çiftler ilk gece rahat oluyorlar, kanama ve ağrı gibi sorunlar yaşamıyorlar. Ancak bu kez de, erkeğin kafasında 'acaba bu kız daha önce başka biriyle ilişkiye mi girdi?' diye bir korku meydana geliyor ve eşini doktora götürüyor. Çünkü normalde olması gereken bu duruma alışık olmayan veya beklemeyen çiftin kafası karışabiliyor. İşte bütün bu meseleler sağdıçlık kurumunun önemini bizlere göstermektedir. Sağdıçlık kurumunun yerine yeni ve modern kurumları tahsis etmek zorundayız. Bu amaçla Ergenlik Öncesi Cinsel Danışmanlık ve Rehberlik Eğitimi, Evlilik Öncesi Cinsel Danışmanlık ve Rehberlik Eğitimi ve Anne Baba ve Eş Eğitimi verecek kurumlara acilen ülke olarak ihtiyaç duymaktayız." ifadesini kullandı.
 
Vajinismus tedavi kitabı: "Vajinismus'un Üstesinden Gelmek"
 
Vajinismus'un Üstesinden Gelmek adlı kitabının alanında ilk ve mutlaka okunması gereken bir başyapıt olduğunu söyleyen CİSED Başkanı Cinsel Terapist Dr. Cem Keçe; "Vajinismus'un Üstesinden Gelmek; başta vajinismus sorununu yaşayan çiftler, vajinismus olmaktan endişe duyan genç kızlar, çocuklarının vajinismus olmaması için neler yapılması gerektiğini öğrenmek isteyen ebeveynler olmak üzere; cinsel terapistlere, cinsel danışmanlara, medya mensuplarına ve konuyla ilgilenen herkese sesleniyor. Vajinismus'un Üstesinden Gelmek; hastalar için oku ve iyileş; cinsel terapistler, hekimler, psikologlar ve psikolojik danışmanlar için oku ve iyi et; anne ve babalar için oku ve çocuğunu vajinismustan koru; genç kızlarımız için oku ve vajinismus olma; medya mensupları içinse oku ve vajinismus hakkında doğru bilgilendir mantığı hazırlanmış bir başvuru kaynağıdır. Cinsel Terapide Dr. Keçe Modeli'ne göre tedavi yaklaşımlarını anlatan Vajinismus'un Üstesinden Gelmek; vajinismus sorunu yaşayan kadınların eşleriyle birlikte sorunun üstesinden nasıl gelebileceklerine odaklanmış bir rehber kitaptır, büyük bir bilgelikle ve empatiyle yazılmış bir başucu eseridir, herkesin anlayabileceği bir üslupta yazılmış bir cinsel tedavi kitabıdır. Özellikle normal yapıdaki kızlık zarı ideal şartlar altında ilk cinsel ilişki deneyiminde ve sonrasında; kanamaz, yırtılmaz, delinmez, patlamaz, ağrı ve acı yapmaz iddiasının işe yararlılığını kanıtlayan tavsiyeler ve vaka örnekleriyle doludur." dedi.
 
Bir başvuru kitabı: "Cinselliğin Dayanılmaz Ağırlığı"
 
Cinselliğin Dayanılmaz Ağırlığı adlı kitabın alanında ilk ve mutlaka okunması gereken bir başyapıt olduğunu söyleyen CİSED Başkanı Cinsel Terapist Dr. Cem Keçe; "Cinselliğin Dayanılmaz Ağırlığı; başta erken boşalma sorununu yaşayan erkekler, erken boşalmaktan endişe duyan genç erkekler, çocuklarının erken boşalmaması için neler yapılması gerektiğini öğrenmek isteyen ebeveynler olmak üzere; cinsel terapistlere, cinsel danışmanlara, medya mensuplarına ve konuyla ilgilenen herkese sesleniyor. Cinselliğin Dayanılmaz Ağırlığı; hastalar için oku ve cinsel sorunlarını anla, erken boşalmanı kontrol et; cinsel terapistler, hekimler, psikologlar ve psikolojik danışmanlar için oku ve iyi et; anne ve babalar için oku ve çocuğunu cinsel hastalıklardan koru; gençlerimiz için oku ve cinsel sorun yaşama; medya mensupları içinse oku ve cinsel sorunlar hakkında doğru bilgilendir mantığı hazırlanmış bir başvuru kaynağıdır. Cinselliğin Dayanılmaz Ağırlığı; erken boşalma sorunu yaşayan erkeklerin kendi kendilerine veya eşleriyle birlikte sorunun üstesinden nasıl gelebileceklerine odaklanmış bir rehber kitaptır, büyük bir bilgelikle ve empatiyle yazılmış bir başucu eseridir, herkesin anlayabileceği bir üslupta yazılmış bir cinsel tedavi kitabıdır. Özellikle boşalma refleksi üzerinde denetim kazanmayı hedefleyen erkeklerin evde yapabilecekleri egzersizlerin işe yararlılığını kanıtlayan tavsiyeler ve vaka örnekleriyle doludur' dedi.

Sağlıklı spermlere sahip olmanın 10 yolu !

Sağlıklı spermlere sahip olmanın 10 yolu !
Op.Dr. Hüseyin GÜNTAŞ

Bebek sahibi olmak söz konusu olduğunda, sağlığına dikkat etmesi gereken tek kişi anneymiş gibi düşünülüyor. Oysa iki kişinin üretebileceği en güzel varlık olan bebek için, erkeğin de en az eşi kadar dikkat etmesi gerekiyor. 
 
1.      Sigarasız bir hayat
"Sigara içmek spermlere zarar verir" sözü, son dönemde bazı sigara paketlerinin üzerinde yer alan bilimsel bir gerçek. Sigara içmek, spermin sayısını, hareketini ve yapısını olumsuz etkiliyor. Ayrıca sigara içen erkeklerin eşlerinde düşük ihtimali de artıyor. 
 
2.      Sınırlı İçki
Alkol, sperm üretiminin bozulmasına neden oluyor. Bir kadeh şarabın böyle bir etkisi olmasada, kronik alkolizm vakalarında testislerin küçüldüğü, testosteron üretiminin bozulduğu biliniyor. 
 
3.      Sperm sıcağı sevmez
Uzun, sıcak oturmalı banyolar, saunalar ve hamam sefalarını seven erkeklere kötü bir haberimiz var. Yüksek ısı sperm üretimini olumsuz etkiliyor. Testisin ısısını arttırıyor; sperm üretimini azaltıyor ve kalitesini düşürüyor.  Ayrıca vücuda yapışan dar pantolonlar da fazla ısınmaya neden olduğundan spermlere zarar verebiliyor. 
 
4.      Sperm soğuğu da sevmez
Hafif bir üşütme bile sperm kalitesinin düşürebiliyor. Bu durum en sık, tene yapışan ıslak giyeceklerden kaynaklanıyor. Bundan dolayı yaz tatilinde erkekler de, en az kadınlar kadar ıslak mayolarıyla dolaşmamaya özen göstermeli.
 
5.      Protein ağırlıklı beslenme
Sağlıklı spermler için özellikle proteinli gıdaların tüketilmesi gerekiyor. Çünkü proteinde bulunan çinkonun eksikliği, erkeklerde görülen kısırlığın en önemli sebeplerinden biri. Et, süt, yumurta gibi protein içeriği zengin gıdaların bol tüketilmesiyse, sperm sayısının ve kalitesinin artmasında önemli rol oynuyor.
 
6.      İyi uykular, kaliteli spermler…
Düzenli uyku saatlerinin olması ve iyi alınan uyku, sperm kalitesinin yükselmesini sağlıyor. Uyku bozukluklarıyla erkekte sperm üremesini sağlayan hormonların iyi çalışmamasına neden olabiliyor. 
 
7.      Stres sperme zarar veriyor
Vücudumuzdaki birçok fonksiyonun işleyişini bozabilen stres faktörü, spermler üzerinde de olumsuz etkiye sahip. Sağlıklı spermlere sahip olmak için huzurlu bir hayat yaşamak da önem kazanıyor.
 
8.      Tek partnere sadakat
Cinsel yolla bulaşan bazı hastalıklardan kapılan enfeksiyonlar, sperm kalitesini düşürebiliyor. Bunun önleminin en kesin yoluysa tek partnere sadakat. Çünkü tek eşli çiftlerin cinsel hastalıklara yakalanma riski yok denecek kadar az oluyor. Cinsel yoldan bulaşan bel soğukluğu gibi hastalıklarsa erkekte kısırlığa bile yol açabiliyor.
 
9.      Radyasyon sperm düşmanı
Testislerde sperm üreten hücreler, radyasyona çok duyarlı olduğundan, radyasyona maruz kalmak kalıcı kısırlığa neden olabiliyor. Bu durum, meydana gelen hasarın derecesi ve maruz kalınan radyasyon dozuna bağlı. Radyoterapi gören hastalarda sperm üretimi ancak 3 ile 5 yıl içinde tekrar başlayabiliyor. 
 
10. Antibiyotik zarar verebiliyor
Birçok antibiyotik sperm üretimini olumsuz etkiliyor. Bazı antibiyotikler, menideki sperm sayısını ve hareketliliğini azaltırken bazıları da sperm oluşumunu belli evrelerde duraklatabiliyor.